13 May 2024

Hindistan’ın makus talihi: Ayrımcılık

Hindistan’da toplumsal alanda yaşanan ayrımcılıklar kast sisteminin sert işleyen yapısından kaynaklanıyor. Bu yapıya bir de siyasi dinamikler eklendiğinde herkes etkileniyor.

Güney Asya’da yer alan ve uluslararası ilişkilerde Hindistan Cumhuriyeti ya da kısaca Hindistan olarak anılan bu ülkeye Hintçe “Bharatiya Ganarajya” ya da kısaca “Baharat” deniliyor. “India” olan İngilizce ismi, İndus Nehri’nden gelmektedir; Hint ismi “Bharat”, M.Ö. 1500-700 yılları arasında Vedalar’da adı geçen “Bharatas” kabilesinden türemiş olabilir; bu isim aynı zamanda tüm Hindistan’ın efsanevi fatihi İmparator Bharata ile de ilişkilidir. Gün itibariyle Hindistan yaklaşık 1.431.396.890 nüfusa sahip, idari şekli çok partili federal parlamenter bir cumhuriyettir. Federal devlet yapısına sahip olan Hindistan, 28 eyalet ile 8 birlik toprağından oluşmakta olup eyaletler kendi hükümetlerine ve parlamentolarına sahiptirler. Yönetim, merkezî hükümet ile eyalet hükümeti arasında bölünmüştür. Birlik toprakları ise merkezî hükümetin yönetimi altında olup cumhurbaşkanı tarafından atanan valilerce yönetilmektedir. Sadece Puducherry ve federal başkent olan Delhi, birlik toprakları olmalarına karşın diğer 6 birlik toprağından farklı olarak kabineye ve seçilmiş bir meclise sahiptirler. Hindistan’ın birçok eyaleti oldukça büyük nüfusa sahiptir. Örneğin ülkenin kuzeyindeki Uttar Pradesh, 207 milyon nüfusuyla Hindistan’ın en kalabalık eyaletidir.

Toplumsal yapı ve kast sisteminin ürettiği “öteki”

Yüz ölçümü 3.287.263 kilometre kare olan Hindistan’da yaygın olarak konuşulan İngilizcenin yanı sıra 36’den fazla farklı dil konuşulurken Hindu (%79,8), Müslüman (%14,2), Hıristiyan (%2,3), ve Sih (%1,7), ana dinî guruplar ile beraber nüfusun %2’sini oluşturacak kadar başka inançlara sahip insanlar yaşıyor. Hindistan’da ayrıca insanların günlük yaşamları üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bir Hint kast sistemi bulunuyor. Bu sistem Hindu dininde inananların toplumsal olarak örgütlenmesi amacıyla yaratılmış bir sosyal merdiven sistemidir. Her Hindu, bir “kast” içine doğar. Kast, toplumda özel bir konumu olan ve bu konumu nedeniyle öteki gruplardan ayrılan bir insan topluluğudur. Hindu inanışı insanları dört kasta ayırır ve bu kastlar onların hangi işleri yapabileceklerini, hangi görevlere ve hangi ayrıcalıklara sahip olacaklarını tanımlar. Bu dört kast; Brahminler (rahipler, öğretmenler), Kshatriyalar (hükümdarlar, savaşçılar), Vaishyalar (toprak sahipleri, tüccarlar) ve Sudralardır (hizmetçiler). Kast sistemi insanları doğumlarında itibaren bu statü ve ayrıcalık sırası belirlenmiş yaşam biçimine göre gruplandırır ve hiç değişmez. Bu kastlar arasında evliliğe izin verilmez, hatta birlikte yemek bile yemezler. Hinduizm’in dörtlü kast sisteminin dışında tutulan beşinci grup ise “Dalitler” adı verilen dokunulmazlar grubudur. Üst kast Hindular, Dalitlerin “temiz” olmadıklarına inanırlar, öyle ki onların varlığının bile toplum için kirletici olduğunu düşünürler. Hindistan’da bu kast ayrımcılığı yanında ayrıca şiddete varan dinî aşağılama ve dinsel ayrımcılık da yaygındır.

Kuzeydoğu Hindistan’ın Manipur eyaletinde son üç ayda Hindu ağırlıklı Meitei topluluğu ile Hıristiyan ağırlıklı Kuki-Zo kabileleri arasında yaşanan uzun süreli şiddet olaylarında 150’den fazla kişi öldürüldü. Kadınların Manipur sokaklarında çırılçıplak soyulduğu, gezdirildiği, taciz edildiği ve tecavüze uğradığını gösteren bir video hızla yayılınca herkesi şok etti. Ağustos 2023’te, başkent Delhi’den sadece birkaç kilometre uzaktaki Haryana’da bir cami ateşe verildi ve ardından en az yedi kişi öldürüldü. Ayaklanmalar, dinî şiddet ve toplumsal gerilimler Hindistan için yeni bir şey değil. Hindistan’da görünür şiddetin yanı sıra sessiz bir soykırım da var. Hindistan’daki Ulusal Suç Kayıt Bürosu (NCRB) tarafından belgelenen kast temelli şiddet, 2022’de Dalitlere (alt kastlara) karşı elli binden fazla belgelenen şiddet vakasıyla yükseliş eğilimi göstermektedir. NRCB, 2011 ile 2020 yılları arasında Dalitlere yönelik 4.150.821 şiddet vakasını belgeledi. Müslümanların yasa dışı aşırı İnekçi Hindu mafya grupları tarafından linç edilmeleri devam etti. Sığır eti tüketimi veya inek ticaretiyle ilgili en ufak bir söylenti bile bu çetelerin saldırılarına davetiye çıkarıyor. Ezilenlerin Belgelenmesi Örgütü’nün (DOTO) 2022’de belgelediği ezici çoğunluğu Müslüman olan 850 kurbanın olduğu yaklaşık 250 çete (mafya) şiddeti vakasını belgeledi.

Keskin Hindu milliyetçiliği

1947’de İngiliz Hint kolonisinin sona ermesiyle bölgede Hindistan ve Pakistan olmak üzere iki ayrı devlet kuruldu. Hindistan’daki ulus inşa çalışması çoğunlukla Delhi’yi merkez alarak yakın çevreleri birleştirmeye ve toprak bütünlüğünü koruyan prenslikleri buna dâhil etmeye odaklandı. Bunu yaparken de çok sayıda dinî ve dilsel kimlikle uzlaşmak gerekiyordu. Esasen bir ulus olarak Hindistan fikri yukarıdan seçkin elitlerin dayattığı bir fikirdi. Bu fikir laik cumhuriyetten Hindu ulusuna kadar çeşitlilik gösteriyordu. Hint milliyetçiliği ve Hintlilerin bir ulus olduğu tasavvuru altın çağlar, ortak soy, ortak din ve ortak arkaik diller gibi çeşitli tarihsel efsaneler temelinde meşrulaştırıldı. Ancak efsanelerin hiçbiri tek başına kullanılmıyor. Dolayısıyla elit politikacılar zamana ve mekâna bağlı olarak hepsinin bir arada işlenmesini benimsediler. Bu efsanelerin merkezinde üst kast Hindu seçkinlerinin inançları, uygulamaları ve kültürü vardı. Hindistan’ın laik karakteri üzerine yemin eden ve çeşitliliği yücelten anayasası, siyasi üst kast Hindu seçkinlerine uyacak şekilde yorumlanmış ve yasalaştırılmıştı. Hindistan Anayasası’nın taslağını hazırlayan kişi olan Dr. Ambedkar, bunun kötüye kullanılacağı konusunda uyarılarda bulunmuş ve taslağı yakıp atmaya hazır olduğunu belirtmişti. Ambedkar’ın kendisi de bir Dalit’ti. Gandhi ile aynı fikirde değildi ve Dalitler için ayrı bir seçim bölgesinin olmasını istiyordu. Fakat üst kast olan Hinduların zulmünden kaçmak için önce İslam’a, ardından da Budizm’e geçti.

Hoşgörüsüz dinî tutum

Pek çok bilim insanı Hindistan’daki dinî hoşgörüsüzlüğü yeni bir olgu olarak nitelendirdi ve BJP ile Modi’nin iktidara yükselişini komünalizm ve kutuplaşmaya katkıda bulunan tek faktör olarak nitelendiriyor, ancak gerçekte komünalizm yeni bir olgu değildir. Komünalizmin Hindistan’da derin ve tarihsel kökleri vardır. Hindistan’daki devlet ve ulus inşa etme projesi doğası gereği toplumsaldı ve üst kast olan Hindu ideolojisiyle dolduruldu. Yani siyasi partiler ve sivil toplum çeşitliliği kutlamaya çalışsa bile yine de Hindistan fikrinin temel ideolojik yapısı öyledir ki her zaman toplumsal önyargıyı korumaktadır.

Kendisini “seküler” merkeziyetçi olarak göstermeye çalışan Hindistan Ulusal Kongresi’nde çoğunluğu elinde tutan Hindu üst kast partisi ve onun 1984’teki Sih Katliamı ile ilişkisinin olması, bu kavramlarla olan çelişkisinin açık bir paradoksudur. Kongrenin Keşmir Müslümanlarına yönelik politikaları da (1987 seçimlerine hile karıştırılması, kukla rejimlerin teşvik edilmesi, özerkliğin aşındırılması ve acımasız yasaların yürürlüğe konulması) bunlarla ilgili iyi bir tablo çizmiyor. Bu nedenle çoğunlukçu ve Hindu üst kastının iktidar olma, dinî ve etnik azınlıkları kontrolü altına alma arzusu, BJP gibi sağcı partilerde daha fazla görünür ve daha çok bariz olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Seküler siyasi partiler olarak adlandırılan partilerde ise bu daha gizli ve güç algılanır. Bazıları toplumsal gündemlerini ve ideolojilerini kalkınma ve demokrasi kisvesi altında maskeliyorken bazıları da daha çok bir sır gibi gizli tutuyor. Hindistan’ın dinî azınlıkları aşağılamak için şiddet kullanması ve onları zorla asimile etmesi, devletin muhalefeti susturma rolü, temel hakları inkâr etmesi, son derece kötü insan hakları kaydı ve hoşgörüsüzlüğü Hindistan’ın seküler bir demokrasi olduğu fikrini yersiz kalmaktadır.

Nefret suçları, cinayetler…

1993 yılında Babri Mescidi’nin yıkılması, Sih karşıtı şiddet,  Kutsal Altın Tapınak gibi Sih ibadet yerlerinin basılması, Müslümanlara karşı şiddet içeren Gujarat Olayları; Keşmir’de meydana gelen cinayetler, kaybolmalar, işkence ve tecavüzler; Orissa’da kiliselerin tahrip edilmesi, Vatandaşlık Yasası Değişikliği gereği Ulusal Vatandaşlık Nüfus Kaydı tutanaklarının tutulmasında birçok Müslümanın kayıt dışı bırakılması, Müslümanlara ait ibadet yerleri üzerinde hak iddia etmeleri, Müslümanların keyfi olarak tutuklanması, Müslüman işletmelerinin boykot edilmesi, İnekçi aşırı dinî guruplar tarafından işlenen cinayetler, Delhi’de Müslümanlara karşı yapılan şiddet içeren gösteriler, yaygın medya tarafından Müslümanların şeytanlaştırılması, İslamofobi, iş yerlerinde Müslümanlara yönelik ayrımcılık, Hindu kültürel koduna karşılık gelen tek tip medeni kanunun uygulanmasına ilişkin tartışma, Dalitleri günahkâr toplum olarak görme ve onlara yönelik şiddet, kabilelerin topraklarının gasbı ve benzeri olaylar günümüz Hindistan siyasetini şekillendiren önemli olaylardan bazılarıdır.

Sonuç olarak Hindistan’ın kimlik fikri “kendi” üzerine inşa edilmesinden çok “ötekine” olan nefret üzerine inşa edilmiştir. Pakistan, İslam dünyası ve Keşmirli Müslümanlar dışarıdaki “ötekiler” olarak işlev görüyorken Hindistan sınırları içerisinde kalan Müslümanlar, Sihler, Hıristiyanlar, Dalitler ve sınır bölgeleri içerisindeki kabileler ise “içerideki ötekiler” olarak kalıyorlar. Bu ötekileştirme sürekli olarak şiddeti ve ayrımcılığı beslediği için de “öteki”nin direnişiyle sonuçlanıyor. Bireyler, gördükleri baskı ve zulüm karşısında, hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla son çare olarak gerekirse zor kullanarak bu baskılara karşı koyuyorlar. Ancak direniş, Hindistan devlet yönetiminin daha acımasız şiddetiyle karşılık buluyor. Böylece bir ulus olarak Hindistan’ın temelini oluşturan bitmek bilmeyen şiddet ve aşağılama döngüsünü tetikliyor. Dolayısıyla Hindistan’da dinî aşağılama ve şiddet birbirini besleyen döngüsel bir sürecin bileşenleridir.

Resul Yalçın

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doçent olarak görev yapıyor. Ankara’da yaşıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...