05 June 2024

Güney Afrika’da ‘O’ şarkının son demleri çalıyor

Apartheid rejiminin bitmesinin üzerinden 30 yıl geçti. 2024 yılındaki seçimlerin bu kadar dikkat çekmesinin bir sebebi de apartheid rejiminin bitişi ve Güney Afrika’ya demokrasinin gelişi üzerine muhasebe yaptırmasıydı. Güney Afrika seçimlerini tarihin tozlu yapraklarını çevirerek değerlendirelim.

21 Mart 1960’da binlerce siyah, “pass laws” denilen ve siyahların seyahat özgürlüğünü kısıtlayan, beyazlara rezerve edilmiş alanlara girmesini engelleyen, nerede yaşayabileceğini ve çalışabileceğini düzenleyen “pasaport vari izin kâğıtlarını” protesto etmek için Sharpeville kasabında bir aradaydı. Pass laws’larını yerlere atarak ve yakarak karakola ilerleyen binlerce siyahın karşısına dört zırhlı araçla desteklenmiş yüz kırktan fazla polis çıktı. Karşılıklı sürtüşmeler kontrolden çıktı ve polis doğrudan eylemcileri hedef almaya başladı. Polisin açtığı ateş sonucu altmış dokuz kişi hayatını kaybetti, yüz seksen kişi yaralandı.

Tarihe Sharpevillle Katliamı olarak geçen hadisenin ulusal ve uluslararası sonuçları epey derin oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1 Nisan 1960’da Güney Afrika’yı kınayan 134 numaralı kararı geçirdi. Hatta bu katliam, Güney Afrika’nın 1961’de İngiliz Milletler Topluluğu’ndan (Commonwealth) ayrılma sürecini dahi başlattı.

Aralarında o dönem henüz genç bir örgüt lideri olan Nelson Mandela’nın da olduğu 18.000 kişi tutuklandı. Güney Afrika’daki siyah hareketin önemli hareketlerinden Afrika Ulusal Kongresi o dönem kapatıldı. Siyahlar içerisinde pasif direnişin işe yaramadığı ve sonuçsuz olduğu görüşü giderek daha çok yayıldı. Silahlı direnişe geçiş tam da bu dönemde gerçekleşti. Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) silahlı yeraltı örgütü uMkhonto we Sizwe (MK) kuruldu. MK’nın bir militanı olarak yakalanan Jacob Zuma 1963’te tutuklanarak hapishaneye gönderildi. Nelson Mandela ile birlikte hapishane arkadaşı oldu.

Güney Afrika tanıdık simalarla demokrasiye doğru

Aradan geçen yıllarda apartheid karşıtı hareket sönümlenmedi. Aksine 1980’lerden itibaren beyazların yönetiminde olan Güney Afrika’ya yönelik ulusal ve uluslararası baskı arttı. İstikrarsızlıktan çekinen eski rejim, Nelson Mandela’yı tahliye etti ve Mandela 1994’te siyahların da ilk kez oy kullanabilmesinin imkânıyla Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkanı oldu. Apartheid rejimi yıkıldı. 1960’larda kapatılan ANC artık iktidardı.

90’ların geçiş sürecinde ANC’nin Genel Sekreteri Cyril Ramaphosa’yken Genel Sekreter Yardımcısı Jacob Zuma oldu. Zuma’nın kariyeri burada noktalanmadı. Önce Mandela’nın ardından Başkan olan Thabo Mbeki’nin Başkan Yardımcısı oldu. Daha sonra 2009’da Güney Afrika’nın demokratik yollarla seçilen üçüncü başkanı unvanını aldı. Ülkeyi 2009’dan 2018’e kadar, ikinci kez seçildiği görev süresinin bitimine bir sene kalana dek yönetti. Hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk iddiaları kazan kaynatınca görev süresini dolduramadan bırakmak zorunda kaldı.

ANC’nin yeni ismi ve ülkenin yeni başkanı yine tanıdık bir isim oldu. Zuma’nın 90’larda Genel Sekreter Yardımcılığını yaptığı Cyril Ramaphosa hem ANC’nin hem de ülkenin yeni lideri oldu. İktidara gelirken vaatleri de Zuma’nın görevi bırakmak zorunda kalmasıyla paraleldi. Yolsuzluğu bitireceğine, rüşveti engelleyeceğine, Güney Afrika’nın yönetişim kapasitesini arttıracağına ve ülkedeki enerji sorununu çözerek elektrik kesintilerini sonlandıracağına dair sözler verdi.

Gelgelelim Ramaphosa, verdiği sözleri tutmakta o kadar başarılı olmadı. Son seçimlerin sonuçlarına göre Güney Afrikalıların çoğunluğu Ramaphosa’yı onaylamıyor. Öyle ki Mandela’nın partisi ANC, 30 yıldır iktidarda olmasına ve girdiği altı seçimi de kazanmasına rağmen ilk kez 2024 seçimlerinde çoğunluğu kaybetti, oyları %50’nin altına düştü. 2019’da %58 oy oranına ulaşan parti, son seçimlerde %40’a kadar geriledi.

Ramaphosa’nın önemli rakiplerinden biri ise bundan birkaç sene önce siyasetten el çektirilmiş ve partiden atılmış olan Zuma. Yukarıda hikâyesini anlattığım uMkhonto we Sizwe ismiyle yeni bir parti kurup siyasete tekrar atılan Zuma, son seçimlerde beklentilerin üzerine çıkarak oyların %15’ini aldı. Kaybettirdiği oylarla ANC’yi iktidar için koalisyona mahkûm etti.

ANC neden bu kadar oy kaybetti?

Apartheid rejiminin bitmesinin üzerinden üzerinden 30 yıl geçti. Bu seçimlerin bu kadar dikkat çekmesinin bir sebebi de apartheid rejiminin bitişi ve Güney Afrika’ya demokrasinin gelişi üzerine muhasebe yaptırması oldu. Fakat Güney Afrika’ya demokrasi getiren, ırkçı apartheid rejiminin bitirilmesinde onlarca yıl öncülük eden, ulusun babası lakabıyla anılan Nelson Mandela’nın partisi ANC’nin oylarının ilk %50’nin altına gösterdiği gibi Güney Afrika’da işler pek yolunda gitmiyor. Bir seçmen durumu şöyle özetliyor: “Apartheid’a karşı savaşmak için çözümleri vardı fakat görünen o ki ekonomi için bir çözüme sahip değiller.”

Güney Afrika’daki önemli sorunlardan biri işsizlik. 2024 rakamlarına göre işsizlik oranı %32,9’a ulaşmış durumda. Nüfus artış hızının ekonomik büyüme hızından fazla olması da genç işsizliği katmerleştiriyor. Son 30 senede işsizliğin %10 artmış olması problemin nasıl kronikleştiğini gözler önüne seriyor.

Ayrıca kamu hizmetleri konusunda ciddi yetersizlikler mevcut. Su ve elektrik altyapısı yetersiz ve eksik. Sık sık elektrik kesintileri oluyor. Ramaphosa’nın iktidara gelirken çözmeyi vadettiği fakat iktidarı döneminde varlığı devam eden elektrik kesintileri, birçok siyasetçinin söz verip bir türlü iyileştirmediği kamu hizmetlerinden biri. Bu durum da doğal olarak halkın siyasetçilere karşı güvenini sarsıyor. Ayrıca sürekli yolsuzluk ve rüşvet skandallarının patladığı ülkede ANF’ye karşı güven günden geri eriyor. ANF’nin apartheid rejiminin çökertilmesinde oynadığı tarihî rolün getirdiği güven ve sevgi onu hâlâ birinci parti yapsa da bütün bu sorunların kronikleşmesi ANF’nin rakiplerini güçlendiriyor.

Alternatifler güçleniyor

ANF’nin ardından seçimlerde ikinci gelen parti Demokratik İttifak (DA). Merkez sağ bir çizgiye sahip olan DA, liberal ekonomi politikalarını savunuyor. ANF döneminde hayata geçirilen siyahlara yönelik pozitif ayrımcı uygulamaları parti etrafında kapalı bir elit çevre yarattığı argümanıyla sonlandırmak istiyor. Partinin destekçilerinin içinde siyahlar ve Afrikalılar olmasına rağmen parti liderinin bir beyaz olması, partinin beyazların partisi olarak görülmesine sebep oluyor. 

Zuma’nın partisi MK’nın üçüncü olduğu seçimlerde dördüncü parti, Ekonomik Özgürlükler Partisi oldu. Sol eğilimli ekonomik politikaları savunan parti, seçimlerde %9 oy oranına ulaştı. Sosyal politikaların arttırılmasını ve madenlerin ulusallaştırılmasını savunuyor.

ANC’nin ve Ramaaphosa’nın şimdilik hangi partiyle masaya oturacağı bilinmiyor. Fakat Zuma’nın müzakere koşulları için Ramaphosa’nın görevden alınmasını erkenden şart koyması, bu iki partinin görüşmelerini tıkayabilir. Öte yandan bu iki partinin koalisyon ortağı olması şaşırtıcı bir gelişme olmaz.

Sınıfsal çatışma

Zuma ve Ramaphosa arasındaki çatışmayı ve ANC’nin içerisindeki klik savaşlarını sınıfsal bir perspektiften okumak da mümkün. Güney Afrika’nın mevcut başkanı Cyril Ramaphosa 2019’da daha çok Güney Afrika’daki Afrikalı yeni orta sınıfı temsil ettiği iddiasıyla yola çıktı. 1994’ten sonraki süreçte iş dünyasına atılarak yarım milyar dolar servet yapan ve öncesinde edindiği hukuk diplomasıyla yüksek tahsile sahip olan Ramaphosa, yeni siyahi orta sınıfların ümidi olmuştu. Seçim çalışmalarına öğrencilerle bir araya geldiği üniversite kampüsleri buluşmaları ya da derneklerde yaptığı toplantıları ekliyordu. Güney Afrika’da büyüyen orta sınıfı şöyle anlamak mümkün: Beyaz yakalı 3 milyon çalışan var. Ve seçmenler daha çok yoksul seçmene hitap eden sosyal yardım politikaları yerine devlet fonksiyonunun arttırılması ya da yolsuzlukla mücadele gibi meseleleri daha çok önemsiyorlar.

Afrikalı orta sınıf seçmenin şu an için çok memnun olduğu söylenemez. Öte yandan ANC’nin ve Ramaphosa’nın eleştirilere yönelik cevabı ise “Sizi bugünlere biz getirdik” oluyor. Eğitim hizmetlerinin siyahlara doğru kitleselleştirilmesi, destekleyici ekonomi politikalarının hayata geçirilmesi ya da kurumsal ırkçılığın kaldırılmasıyla bu yeni orta sınıfın bir nevi ANC’ye yönelik minnet sahibi olması gerektiğini vurguluyorlar.

Öte yandan gençlerin ve yeni orta sınıfın bu argümanlara yönelik cevabı iki türlü. Birincisi, devletini zaten eğitim ve sağlık gibi hizmetleri vermekte mükellef olduğunun altını çiziyorlar. İkincisi, özellikle orta sınıf edindiği serveti ve kaynağı devletin sağlayamadığı kamu hizmetlerine harcayarak zaten tükettiğini belirtiyor. Ciddi bir güvenlik açığının bulunduğu Güney Afrika’da insanlar, özel şirketlere anlaşarak evlerinin güvenliğini sağlıyor. Kamu hastanelerinin yetersizliği karşısında özel hastaneleri tercih ediyorlar. Bütün bu harcamaların son 30 yılda edindikleri görece ekonomik avantajı tükettiğini belirtiyor yeni orta sınıflar.

Öte yandan Güney Afrika’nın ve ANC seçmen tabanının çoğunluğu alt sınıflar oluşuyor. Zuba ise retoriği, siyasi söylemi ve siyaset yapma biçimiyle kendisini alt sınıfların temsilcisi olarak göstermeye çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. Özellikle Ramaphosa dönemiyle beraber apartheid’ın bitişinin ardından zenginleşen Güney Afrikalıların alt sınıf Afrikalılara yukarıdan baktığını, ANC’nin zengin partisine dönüştüğünü ve alt sınıfları artık önemsenmediğinin altını çiziyor. Daha altı ay önce kurulmuş bir partinin çok güçlü bir ivme yakalayarak girdiği ilk seçimde %15 oya ulaşmasını bir de bu açıdan değerlendirmek lazım.

ANC’nin hegemonyasının sonuna doğru

2 hafta içinde parlamentonun anlaşıp yeni başkanı seçmesi gerekiyor. Koalisyon görüşmeleri devam ederken ANC’nin içinden Cyril Ramaphosa’ya yönelik eleştiriler artıyor. Partinin liderliğinde %19 oy kaybetmesi eleştirilerin kuvvetini arttırsa da Ramaphosa şimdilik koltuğu bırakmayı düşünmüyor. Fakat ortada görünen bir gerçek var. ANC sahip olduğu siyasi hegemonyayı kaybediyor. Bu esnada ise Güney Afrika ise demokratik haklarına kavuşmuş fakat sosyal ve ekonomik problemleri ise her geçen gün derinleşen bir ülke olarak karşımıza çıkıyor.

Mehmet Yaşar Altundağ

Boğaziçi Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler ile sosyoloji bölümlerini çift ana dal derecesiyle bitirdi. Ardından Sciences Po Paris’te siyaset bilimi alanında yüksek lisansını tamamladı. Altundağ, 49W'nun da kurucuları arasında yer alıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...